Yurtta Sulh Cihanda Savaş

Değerli Okuyucular

 

“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi, yıllardan beri aklımda olan ama hiçbir zaman gerçekleşeceğine inanmadığım iyi niyetli bir vecizedir. Neden söylendiği hakkında birçok fikir bulunmaktadır. Fakat Atatürk bu felsefeyi ilan ederken Dünya vatandaşı ilkesini düşünerek etik bir düşünce haline getirmiştir. Aslında Atamız bunun gerçekleşmesinin zor bir düşünce olduğunu çok iyi bilmektedir. Emperyalist güçlerin yılanlıklarını en iyi o anlamış, söylediği vecize ile ülkemizin bir ideali olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

 

Ancak şu anki durumda bu felsefeyi gerçekleştirecek şartlar bulunmamaktadır. Ülkemizin hiçbir zaman büyümesini istemeyen bölgesel-ulusal güçler ve onları destekleyen maşalar, Anadolu coğrafyasını ellerinin içine almak için geçmişte çalışmış gelecek için de planlar yapıp Türkiye Cumhuriyetine engel olmak istemektedirler.

 

Atatürk’ün sadece bu söylevini düşünüp bu doğrultuda siyaset yapan hükümet ve devlet adamları ülkenin pasifleşmesine yardım etmekten başka bir şey yapamazlar. Atatürk’ün düşüncelerini iyi takip etmemiz gerekir. Mustafa Kemal’in öngörüleri çok sağlam ve dikkati alınması gereken önemli taktiklerdir. Atatürk bir konuşmasında: “Şüphesiz hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe mukabil saygıda asla kusur etmeyeceğiz... Fakat ne çare ki, ZAYIF OLANLARIN HUKUKUNA SAYGININ NOKSAN OLDUĞUNU VEYA HİÇ SAYGI GÖSTERİLMEDİĞİNİ çok acı tecrübelerle ÖĞRENDİK... Onun için her türlü ihtimallerin gerektirdiği HAZIRLIKLARI YAPMAKTA asla GECİKMİYECEĞİZ!” demiştir. Görüldüğü üzere şu anki ortam bu gibi hazırlıklara müsaittir. Zamanın, para ve sömürü olduğu bu günlerde tedbirlerimizi almalı, önceliklerimizi de belirlemeliyiz.

 

Ülkemizde şu anki durumda yurtta da cihanda da sulh yoktur. Tarihte görüldüğü üzere içten yıkımlar ülkeleri bir daha toparlanamaz kayıplara itmektedir. Dış güçlerin özellikle de belli dünya tarikatlarının, ülkeleri ellerine almaya, sapkın felsefelerini de dünyaya yaymaya çalıştıkları önemli bir gerçektir. O yüzden bizler Türkiye Halkı olarak bu gibi çabalara dur dememiz gerekir. Özellikle doğu sorunu ve türban gibi gündemler, ülkemizin kutuplaşmasına yardımcı olan üzücü meselelerdir. Bu meselelere daha geniş bir açıdan bakmamız gerekmektedir. Kürt halkının sözde savunucusu olduğunu iddia eden pkk, Avrupa ve büyük iş adamlarının uyuşturucu trafiğini kontrol eden bir örgüt haline gelmiştir. Ancak lojistik açıdan destek almak için Kürt savunuculuğuna bürünmüş olan örgütün içine uyuşturucu ve para girmiş olup birçok devletin maşası haline gelmiştir. Ülkemize uzanan bu hain eller nedeniyle Anadolu ve Ortadoğu’da karmaşık ve çıkarların ön plana çıktığı bir durum hakim olmaktadır.

 

Şu anki durum sulh’un geçerli olmadığı bir dönemdir. Ülkeler birbirlerinin kuyusunu kazmakta belli edilmese de din savaşları dünyayı kasıp kavurmaktadır. İsrail çoluk çocuk demeden katliamlarına devam ederken, Filistin sınırlarına girip operasyonlar yaparken kimse ağzını açmamaktadır. Ancak Türkiye’nin haklı operasyonuna karşı kısa sürsün demeçleri verilmekte İslam ülkelerine karşı olan tutum gittikçe sertleşmektedir. Ancak bunun sorumlusu da bizleriz. Bizler kendi içimizde birliği sağlayamadığımız sürece bu gibi saldırılar her daim devam edecek gerileme devri bütün hızıyla sürecektir.

 

Bunun nedenini eğitimsizlikten ibaret olduğunu düşünmekteyim. Önemli çalışmalar sonucu hazırlanan Kitap okuma haritasına bakıldığında Ortadoğu ve Anadolu en az okumayı işaret eden simsiyah görülmektedir. Ancak Avrupa ve Amerika rengârenktir. Avrupa’nın karanlık Ortaçağ zamanlarında ise bu tam tersiydi. Ne oldu efendiler bizlere onu düşünelim. Ilımlı İslam gibi saçma sapan bir dayatmayla bu işler çözülmez bu işler okuyarak, bilgilenip bilinçlenerek çözülür.

 

Okuyalım ama sadece Atatürk’ün 1881 yılında doğduğunu değil yada yalnızca Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethettiğini değil onların felsefelerini geçmişimizde birçok alimimizin düşüncelerini yaşadıklarını, anlattıklarını okuyalım. Sadece Yurtta Sulh Cihanda Sulh demeyelim onu irdeleyelim önüne arkasına bakalım. İşte o zaman özümüze dönebiliriz. Yıkılan, yok olan, unutulmaya yüz tutmuş değerlerimize sahip çıkalım. Bu değerlerde zamanın içinde yani TARİH’de yatıyor.

 

Saygılar

 

(M.A.) Arkeolog

Tuna Akçay

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !