Olba Tapınak Devleti ve Anadolu’daki Tapınak Devlet Örnekl

Önsöz

 

“Olba Tapınak Devleti ve Anadolu’daki Tapınak Devlet Örnekleri” adlı konu Yüksek Lisans seminer ödevi olarak hazırlanmıştır. Bu konu hazırlanırken genellikle yabancı kaynaklardan yararlanıldı. Türkçe kaynak olmaması ve az sayıda kaynağın bulunması konunun çalışılmasındaki zorluklardır. Ancak gerek Almanca çevirilerin yapılması gerek de Yüzey araştırmasında bulunduğum Olba’ya (Örenköy) Olba tapınak devlet merkezinin olduğu yerin yakınlığı bu zorlukların atlatılmasında en büyük etken oldu. Seminer ödevimiz çalışırken, Olba Tapınak devletini model alıp onun üzerinden diğer tapınak devletlerle karşılaştırıldı. Ayrıca Strabon’un bu kentlerle ilgili yazdıkları göz önünde tutularak bazı çıkarımlar yapıldı. Genellikle kaynaklarda yer alan tapınak devleti modeline dair yorumlar Strabon’dan alınan bilgiler dahilindedir. Ayrıca Olba tapınak devletinin siyasi tarihine dair geniş ayrıntılı bilgiler verilmeye çalışıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş

Seminer ödevinin konusu tapınak devlet modelinin Anadolu örnekleri ile yorumlanmasıdır. Özellikle Olba tapınak devletinin bu konu dahilinde ayrıntılı incelenmesi diğer tapınak devletlerle karşılaştırılmalarının yapılması amaçlanmaktadır. Konun dönemsel sınırlandırılması tapınak devlet modelinin ortaya çıkışı ile başlamaktadır. Özellikle Roma politikası gereği tapınak devletlerinin zayıflatılması baş rahiplerin güçlerinin ortadan kaldırılmasıyla son bulur. Kentler bu politikayla varlıklarını devam ettirseler de eski siyasal ve sosyal güçleri ellerinde yoktur. Özellikle Olba tapınak devletinin Roma döneminde adının değiştirilmesiyle gücü sınırlanır ve Olba bir kent bünyesine bürünür.

 

Metinde ilk olarak tapınak devletinin manası açıklanmaktadır. Daha sonra bu kavramın en önemli örneklerinden olan Olba tapınak devletinin siyasi tarihi ile birlikte kentin taş mimariye kavuştuğu andan itibaren ilk mimari yapıları anlatılır. Bu yapıların tapınak devlet modeli uygunluğu araştırılır. Anadolu’daki diğer tapınak devletleri Strabon’dan yararlanılarak, konumları ve tapınak devletlerin özellikleri çıkarılmaya çalışılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Olba Tapınak Devleti ve Anadolu’daki Tapınak Devlet Örnekleri

 

“Tapınak devlet” kavramı genelde tapınağa ait, kült organizasyonundan bağımsız sivil kurumların olmadığı, territorium içerisinde rahipliği, dini yönetimi tanımlamak için kullanılır. Bu yönetimin başında yönetici olarak bir rahibin bulunduğu bilinmektedir. Hükmettiği coğrafyada, nüfusu kontrol altında tutan bu yapılanmaya hizmet eden bir de Tapınak köleleri (Hierodouloi) bulunmaktadır. Baş rahipler, egemen olduğu toprakları (chorahiera) içindeki tapınak kölelerinin efendisiydiler. Ancak yöneticiler bu görevlileri satmaya yetkili değillerdir. Tapınak köleleri olasılıkla dini ayinlerden çok, devletin egemen olduğu sınırlar içindeki toprakların işlenmesi görevini üstlenirler[1]. O yüzden de sadece dini işlevi olan kamu yapılarının bulunduğu tapınak devlet merkezlerinin yakınlarında devletin güvenliğini sağlamak, ekonomisine katkıda bulunmak ve tapınak kölelerine mekan sağlayabilecek sivil bir yerleşim aramak gayet normaldir[2]. Anadolu’daki Tapınak devletlerinin hemen hemen hepsinin Hellenistik dönem öncesine giden geçmişleri vardır. Yerel kültürün hakim olduğu tapınak devletleri, kendilerine has tanrılara taparlar. Dinsel bir niteliğe sahip olan tapınak devletlerinde, toprak, arazi ve mülk tapınağa aittir[3].

 

Anadolu’daki tapınak devletlerinden biri de Olba Tapınak devletidir. Kalykadnos ve Lamos nehirleri arasındaki kesim olan Olba territorium’undan  Strabon şöyle bahseder; “…Teukros oğlu Aias’ın kurduğu Zeus tapınağı bulunan Olba kenti vardı. Bu tapınağın baş rahibi Kilikia Trakheia’nın hükümdarı oldu. Sonra ülke sayısız tiranlar tarafından ele geçirildi ve korsanlar örgütlendirildi. Bunların yok edilmesinden sonra bu ülkeye Teukros’un ülkesi ve rahiplerinin çoğunu da Teukros veya Aias adı verildi. Fakat tiranlardan biri olan Ksenophanes’in kızı Aba, evlilik yoluyla bu aileye girdi. Babası daha önce muhafız kılığında imparatorluğu ele geçirmişti. Daha sonra hem Antonius, hem de Kleopatra nazik davranışlarından ötürü bir lütuf olarak burayı kendisine bağışladılar. Sonra Aba ortadan kaldırıldı, fakat imparatorluk onun soyu tarafından sürdürüldü..[4]”.

 

İ.Ö. 3.  yüzyılda Kilikia, bölge tarihi için  dönüm noktası olarak nitelendirebileceğimiz bir olgu sonucunda I. Nikator’un yani Seleukoslular’ın  eline geçer. Seleukoslar Kilikia bölgesinin belirli bölümüne hakim olurlar ve kökleri Luwilere kadar giden bir toplum ve onun yöneticileriyle karşılaşırlar. Teukrid hanedanlığı tarafından yönetilen Olba rahip krallığı Seleukosların gelmesiyle de özerkliğini devam ettirir[5]. Zaten bu Diodokhlar’ın yerleşme ve şehirleşme süreciyle de bağdaşmaktadır[6]. Bölgeye baskın kültür olarak gelen Seleukoslar, Olba Rahip krallığı adına çeşitli politikalar üretir. Bu politikalar tek taraflı değildir. Hem Teukrid Hanedanlığı hem de kendi güvenlikleri adına yürütülmektedir.

 

 Bu kapsamda, güvenliğin sağlanması ve kültürlerinin, dinlerinin, dillerinin, yayılması gerekmektedir[7]. O yüzden ilk iş olarak bir savunma ağı kurulur. Bu savunma ağı, kalıcılık açısından taş mimari ile yapılır. Savunma sisteminde kuleler ve kaleler önemli bir yer tutar[8]. Kültür ve din bütünlüğü sağlamak için de[9] Korinth sütun başlıklı, peripteros planlı, Yunan tapınak formuna uygun inşa edilmiş olan Zeus Olbios tapınağı inşa edilir[10]. Tapınak bir Temenos duvarı ile çevrilir. Uzun kenarında 12, kısa kenarında 6 sütun vardır. Tapınağın duvarları bugün tamamen yıkılmış olup Bizans döneminde kiliseye çevrildiği evreye ait apsis bulunmaktadır[11]. Tapınağın en önemli özelliği, dıştaki sütunları Korinth başlığı taşıyan ilk dini yapı olmasıdır. Ayrıca tapınağı çevreleyen duvarda bulunan bir yazıtta, Seleukos I. Nikator’un yaptırmış olduğu çatıların, büyük rahip Zenophanes oğlu Teuskros tarafından onarıldığı belirtilmektedir. Çatı olarak tapınağın değil stoa tarzı bir diğer yapıya ait alanın kastedildiği düşünülmektedir. Tapınağın tarihlendirilmesi konusunda da çeşitli görüşler bulunmaktadır[12].

 

Zeus Olbios Tapınağının bulunduğu mevki önemli bir ibadet yeridir. Özel günlerde yörenin güney ve güneybatısına doğru yoğunluk gösteren yerleşim merkezlerinden buraya ibadet etmek isteyenlerin geldikleri düşünülebilir. Kutsal alana doğru dokuz ayrı hat bulunmaktadır. Kolay ulaşılan bir yer olmadığından dolayı günlük ibadetleri için  Zeus Olbios kadar görkemli olmayan  küçük tapınaklar da bulunmaktadır. Bu tapınağın bir haç merkezi olarak kullanıldığı düşünülebilir[13]. O yüzden tapınak devletinin yer seçimi de önemlidir. İbadetlerin kolaylıkla yapılabilmesi, bölge dağlık ve elverişsiz olsa da en uygun yerin seçilmesi bakımından tapınağın bulunduğu alan kıyı ve diğer yerleşimlerle bağlantısı bakımından seçilmeye ve yerleşime uygundur. Zaten Olba tapınak devletinin denize kıyısının olması, tarım arazilerinin bulunması[14], bir kesişme yani yolların bulunması stratejik anlamda merkez olma niteliğini kuvvetlendirir. 

 

Olba/Diocaesarea’da yönetici kesimin varlığını kanıtlayacak Hellenistik döneme tarihlenen bir kule bulunmaktadır. Kule, altı kata sahip 15-20 odası olan yaklaşık 80 kişinin barındığı bir yapıdır. Yapı da bulunan yazıttan tapınak rahiplerine yani yöneticilere ait bir idari mekan olduğu anlaşılmaktadır[15]. Bölgenin idaresinin buradan yapıldığı düşünülürse, bu yapının da bir nevi karargah olarak kullanılmakta olduğu düşünülebilir.

 

Zeus Olbios Tapınağı, yazıtları, mimarisi, kabartmaları ile varlılıklarını belli eden Seleukoslar’ın etkisi İ.Ö. 1. yüzyıl ile İ.S. 1. yüzyıllarda yoğunluk kazanır. Böylece Roma etkisinin artmasıyla birçok yerleşim bağımsızlığını kazanır. Ancak  bu bağımsızlığını kazanma, Seleukoslar’a başkaldırma ile değil, tam tersine Seleukos dönemini yaşatmak istercesine yazıtlarında ve sikkelerinde o döneme ait sembol ve geleneklerin devam ettirilmesi şeklinde kendini gösterir. Bu da bize Seleukoslarla yerel güçlerin iyi geçindiğini gösterir. Seleukoslar zamanında geleneksel rahip krallıkları otonom bir yapıya sahiptirler. Teukros ve Aias adlarını sülalelerinde barındırmış olan rahip sülalesi, Hellenizasyon sürecine ayak uydurabilmek için isimlerini Troia savaşından sonra güneye inen kahramanlardan alır. Olba yöneticilerinin arasına tiran Zenophanes’in kızı Aba evlilik yoluyla girer. İ.Ö. 43 yılında Antonius ve Kleopatra’nın kayırmalarıyla kendisi Dağlık Kilikia’da güç kazanır. Ancak daha sonra idare tekrar Teukrid Sülalesi’nden Aias (İ.S 11-17) ile devam eder[16]. 

 

Sikkelerden ve yazıtlardan, İ.Ö. 1. yüzyılda Olba’nın bir polis değil kutsal bir yer olduğu anlaşılır. Ayrıca Olba territoriumu sınırlarının Kanytella’ya kadar uzanmakta olduğu anlaşılmaktadır[17].

 

Olba tapınak devletinin Augustus döneminde sınırlarında değişiklik olur. İ.Ö. 20’li yıllarda Kappadokia kralı Archelaos, Seleukeia hariç bütün Dağlık Kilikia’yı alır. Ancak Archelaos’un sınırları çizildiğinde Elaiussa çevresinde Kilikia’nın bir bölümü ve korsanlığın büyüdüğü bölgelerde yani Kalykadnos’un batısı anlamına gelmektedir. Böylelikle Olba tapınak devleti sınırları kıyı ile bağlantısı kesildi[18]. Bu değişim, ekonominin de olumsuz etkilenmesine neden olur.

 

İ.S. 17’de Aias’dan sonra, Tiberius’un Küçük Asya’nın yeniden yapılanması çerçevesinde, imparator, Teukrid sülalesinin egemenliğinde Olba hanedanlığına son verir. Yıllardan beri sürüp giden hanedanlık tarzı yönetime karşı Pontus kralı ve Roma soyundan M. Antonius Polemon’u Olba rahip kralı olarak atar. Arkeolojik kanıt olarak da Aias döneminde sikkeler üzerinde Roma imparator portrelerinin basılmasıyla Roma’nın baskın kültürü açıkça ortaya çıkar[19].

Olba territoriumunda İ.S. 1 yy’da, yerel rahip soyunun sona erdirilmesiyle yeni gelişimler söz konusu olur. İ.S. 1. yüzyılda kentin ismi Diocaesarea olur. Tiberius zamanında Zeus Olbios Tapınak Alanı’nın imar faaliyetleriyle zenginleştirilmeye başlanmış olduğunu buradaki Roma dönemi yapılarından anlamaktayız[20].

Ancak şu da anlaşılır ki Olba tapınak devleti hiçbir zaman geniş krallık topraklarına sahip olmadı ve bununla birlikte yerel bir anlamı olan, stratejik görevlerinden çok ekonomik, sembolik kaygılarını ön plana çıkardı[21]. Adında da belli olduğu gibi yapılan her eylemin dini bir yönü olduğu için bu gibi emperyalist, genişleyici bir çıkar gütmemesi Olba tapınak devleti için bölgeye hakim olan baskın imparatorlukları veya krallıkları pek fazla rahatsız etmedi. O yüzden hakimiyeti zor dağlık bir kesimi bu gibi bölgesel yerel otoritelere bırakmak daha mantıklı geldi. O yüzden de Olba tapınak devleti uzun bir süre varlığı devam ettirdi. 

 

Anadolu’daki diğer tapınak devleti ise Kappadokia’da bulunan Komana kentidir. Strabon Komana’dan şöyle bahseder; “…Bu Antitauroslardaki derin ve dar vadilerde Komana ve buradaki halkın “Ma” dedikleri Enjo tapınağı bulunur. Burası önemli bir kenttir; halkının çoğunlukla dindar kişiler ve tapınakta yaşayan hizmetkarlar oluşturur. Halkı Kataonialılar olup, genellikle krala tabi olarak sınıflandırılırlarsa da,aslında çoğunlukla rahibe tabidirler. Rahip, tapınağın ve hizmetkarlarının ruhani başkanıdır. Ben orada konuk olduğum zaman, bunların sayıları, kadın erkek karışık altı binden fazla idi. Ayrıca tapınağın, geliri rahipler tarafından kullanılan önemli bir de arazi vardı. Kappadokia’da kraldan sonra rahip gelir ve rahip kralla aynı soydandır.Artemis Tauropolos onuruna yapılan ayinlerin buraya, Orestes ile kızkardeşi İphigenia tarafından Tauroslar Skythiası’ndan getirildiği ve kente ismini veren yas saçının buraya bunlar tarafından bırakıldığı zannedilmektedir…”[22].

 

Strabon’un da bahsettiği gibi burada altı bin tapınak görevlilerinden söz edilir. Ancak bunların görevleri devletin hem kült işleri hem de ekonomik ve sosyal işleri ilgili olduğu düşünülmektedir[23]. Kapadokia’da bulunan Komana’da yaşayan insanlar Hitit tanrılarından Ma’ya taparlar. Hellenistik dönem öncesine sahip olan bu tapınak devleti gelenekselliği de birlikte devam ettirir.

 

Diğer bir Komana kenti ise Pontus bölgesinde yer alır. Bugün Tokat ilinde yer alan kent, Yeşilırmak nehrinin güneyinde bulunmaktadır[24]. Strabon’un bildiği yerlerden biri olan Pontus Komana’sını Geographika’sında daha ayrıntılı anlatır[25]. “…Phanaroia’ın üst tarafında, Büyük Kapadokia’daki kentle aynı ismi taşıyan ve o kentteki aynı tanrıçaya vakfedilmiş bulunan, Pontos Komana’sı bulunur; ve diyebilirim ki, burada oturanların, özellikle bundan evvelki krallar zamanında, kurban törenlerinin uygulanması, kutsal inanışları ve rahiplerine karşı olan saygıları hemen hemen aynı idi. O zamanlarda tanrıçanın yılda iki defa yapılan “Eksodos”unda rahip bir taç giyer ve onur sırasında kraldan sonra gelir...”

 

Strabon’un bir başka bölümünde Komana’dan şöyle bahseder: “…Şimdi Komana kalabalık bir kenttir ve Armenia’dan gelen halk için önemli bir ticaret merkezidir; ve tanrıçanın “eksodos”u zamanında festivale katılmak için kentlerden, kasabalardan, her yerden kadınlar ve erkekler hep birlikte burada toplanırlar. Belirli bazı kişiler daha vardır ki bir yemine uyarak daima orada yaşarlar, tanrıça adına kurbanlar keserler. Yerli halk lüks içinde yaşar ve toprakları bağlarla doludur; ve çoğu, kendini tanrıçaya vakfetmiş olan vücutlarından kazanç sağlayan kadınlardır. Bu nedenle kent küçük Korinthos gibidir. Çünkü orada da Aphrodite için kutsal olan kurtisanlar çok olduğundan pek çok yabancı buraya gelerek tatil yaparlar. Buraya giden tüccar ve askerler bütün paralarını harcadıklarından, bunlar için şu atasözü söylenir: “Korinthos’a seyahat etmek her adamın harcı değildir.” İşte benim Komana için söyleyeceklerim…[26]

 

Pontus Komana’sının bölgesel bir güç olduğunu Strabon açıklamaktadır. Özellikle belli bir merkezde toplanma ibaresi festivallerin yapıldığı yerin bir merkez olma niteliği taşımakta ve belirli kişilerin daimi belirli kişilerin de geçici olarak buralarda kaldığı anlamı çıkmaktadır. Ekonomik gücü de elinde bulunduran merkez otoriter bir kurum olması bakımından tapınak devlet modeline uymaktadır.

 

Pontos bölgesinde yer alan diğer tapınak devleti de Ameria’dır. Yeşilırmak ve Klekit çayı kenarında yer alan Ameria doğal sarp ve kayalık bir araziye sahiptir[27]. Sulak ve verimli bir araziye sahip olduğu bilinmektedir[28]. Strabon bu kentten şöyle bahsetmektedir. “…Burada Ameria kasabası denen yerde, Pharnakes’in Men tapınağı da bulunur. Bu yerde bir çok tapınak hizmetkarı bulunur ve geliri her zaman baş rahip tarafından toplanan kutsal bir arazi de vardır. Krallar tapınağa o kadar saygı duymuşlardı ki krallık yemini ”Kralın kaderi ve Pharnakes’in Men’i” şeklinde değiştirmişlerdir. Burası Albania’da ve Phrygia’da olduğu gibi, aynı zamanda Selene’nin de tapınağıdır…”[29].

 

Strabon’un da bahsettiği gibi Ameria siyasi gücünü bağlı olduğu krallıklar bile tanırlar. Dini yönden Ameria’daki baş rahibe bağlı olan kralların kendi içlerinde bu gibi siyasi güçlere izin vermeleri daha çok dinle siyasetin birbirine karışmışlığı ile açıklanabilir. Çünkü böyle bağlılıklar toplumları bir arada toplayan, bütünleyen bir faktör olduğundan dolayı siyasi güçler de bu gibi organizasyonlara o dönem içinde izin vermiş olabilirler. Ameria’da da diğer tapınak devletlerinde olduğu gibi tapınak köleleri bulunmaktadır. Bunlar Ameria’daki baş rahibe bağlı ve din için çalışan kölelerdir. Kontrol her zaman mali açıdan da baş rahibe aittir[30].

 

Zela da bir tapınak devletidir. Strabon Zela hakkında: “…Zelitis’e gelince Semiramis tepesi üzerinde, içinde Armenialıların da saygı gösterdikleri Anaitis’e ait tapınak bulunan tahkim edilmiş olan Zela kenti vardır. Şimdi burada yapılan kutsal ayinler daha da kutsal karakter taşır. Bütün Pontus halkı en önemli sorunlarına ilişkin yeminlerini buradayaparlar. Krallar zamanında tapınak hizmetkarlarının sayısı ve rahibe verilen onur evvelce sözünü ettiğim şekilde idi, fakat şimdi her şey Pythodoris’in egemenliği altındadır. Bir çok kimseler tapınak hizmetkarlarının sayısını ve tapınağın gelirlerini kötüye kullanmışlar ve azaltmışlardır. Komşu topraklar da, yani Zelitis de çeşitli nüfus alanlarına bölünmüştür; çünkü eski devirlerde krallar Zela’yı kent olarak değil, Pers tanrılarının kutsal bir alanı olarak idare ederlerdi ve rahip her şeyin efendisi idi. Burada çok sayıda tapınak hizmetkarı ve zengin gelir kaynaklarına sahip olan rahipler otururdu; bu kutsal arazi kendi öz topraklarıymış gibi rahibe ve kalabalık maiyetine bağlı idi…”[31] der.

 

Şüphesiz Zelitis diye adlandırılan yer Hellenistik dönemde bir krallık idaresi altındadır. Pontus krallığı idaresi altında olan Zela baştan beri bu şekilde idare edilseydi, onotom bir yapısı olduğu konusu askıda kalacaktır. Ancak baş rahibe bağlı arazilerin geliri baş rahibin kendi halkı ile paylaştığı açıktır. Ancak toprakların sahibi olarak baş rahip ve etrafında maiyeti olarak anlaşılmaktadır[32].

 

Zela’nın toprakları Roma döneminde genişlediği anlaşılmaktadır. Pompeius’un aldığı tedbirler dahilinde fazla kimsenin tepkisini çekmeden politik bir alan oluşturur[33]. Bu dönem içinde Zela birleştiği topraklarla bir kent sıfatını kazanır. Bundan da geleneksel tapınak devleti geleneğinin dışına çıkıldığı ancak dini yapının korunduğu anlaşılmaktadır[34].

 

Pontos bölgesi dışında yer alan Pessinus tapınak devleti Strabon zamanında önemini kaybetmiş durumdadır. Yani Augustus dönemi (İ.Ö. 1. yy.) önemli bir ağırlığını kaybeden tapınak devleti, yeni kurulmuş bir polis gibi değerlendirilir. Strabon Pessinus hakkında şöyle der: “…Pessinos dünyanın o kısmındaki en büyük ticaret merkezi olup, büyük saygı gören tanrılar anasına ait tapınak buradadır. Ona Agdistis derler. Eski devirlerde rahipler aynı zamanda hükümdardı ve rahipliğin sağladığı nimetleri onlar biçiyorlardı. Fakat şimdi ticaret merkezi hala ayakta durduğu halde rahiplerin yetkileri çok azalmıştır…”[35] . Kybele’ye taptığı anlaşılan bu kentin daha sonra da saygı gördüğü ancak eski öneminden uzak bir halde olduğu anlaşılmaktadır. Rahiplerin hükümdarlıklarının eskide kaldığı ibaresi bu kentin Roma dönemi içinde otonom yapısını kaybettiği bağımlı bir Polis özelliği kazanmaktadır. Bu dönemin Roma politikasına da uygundur.

 

Sonuç

 

Olba tapınak devleti gibi Anadolu’da da bir çok tapınak devletleri bulunmaktadır. Bunlar; Kappadokia Komana’sı ( Ma ), Pontus Komana’sı ( Ma ), Ameria ( Selene ), Zela ( Anatis ) gibi önemli tapınak devletleridir. Bu tapınak devletlerin yapıları incelenerek bu gibi kentlerin etüdü daha iyi bir şekilde yapılabilir. Bu yapılanmanın ortak noktası dinsel bir yapıya sahip olması yanı sıra Monarşi ile dinin devlet işlerine karıştırılmasıyla yönetilmesidir. Toprak, arazi, mülk tapınağa aittir. Bu gibi mali işlerin kontrolünden baş rahip sorumludur. Böyle bütün maddi kazancı elinde bulunduran rahiplerin siyasal-dinsel gücün yanında ekonomik olarak da güce sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu tapınak devletlerine baktığımızda Hellenistik öncesi geçmişe sahip oldukları görülür. Bu tapınak devlet yapılanması aslında İ.Ö. 2. binin başlarına Sümer devletine dayanmaktadır. Bu gibi tapınak devletleri Sümerlerde de görülebilir. Böylelikle bu modelin kökeni doğuya dayanmaktadır. Tapınak devletinin gücü incelendiğinde dine dayalı bir yapılanmanın getirdiği siyasi otorite ile birlikte insan gücünün tarım arazilerinde kullanıp ekonominin çarkını döndürmek olduğu görülmektedir. Yerel bir düzen olduğu için uluslar arası bir siyasette var olmaları imkansızdır. O yüzden dini yapının karakterine göre bir yaşayış tarzı belirlemişlerdir. Tapınak kölelerinin yani Hierodouloi’ların varlığı tapınak devletinin siyasal ve sosyal gücünü belirler. Strabon bazı kentlerde altı bin dolayında tapınak kölesinden bahseder bu da antik çağ için orta halli bir güçtür. Ancak bu kölelerin askeri açıdan bir güç oluşturduğu adına herhangi bir bilgi yoktur.

 

Strabon bu gibi tapınak devletlerinin yapılanmasını gözlemlerine dayanarak anlatır. Ancak tanıdığı yani doğduğu yerlere yakın özellikle Pontus bölgesindeki tapınak devletlere daha fazla ayrıntılı ve uzun yazar. Ancak sözleri incelendiğinde Tapınak devlet modelinin unsurlarını barındıran bilgiler vermektedir. Ancak Olba tapınak devletini bizzat gezmediği duyduğu bilgileri yazdığı anlaşılmaktadır.

 

 Olba tapınak devleti Hititlere giden geçmişiyle tapınak devlet modelini en iyi yansıtan kenttir. Olba tapınak devleti, kendi territorium’u bulunan, araziye hakim bir merkezi otoritenin var olduğu ayrıca kendi soyundan yöneticileriyle otonom bir sistemi bulunan önemli bir tapınak devlettir. Hellenistik dönem öncesinde de var olduğu bilinen bu yapının, Hellenistik dönemle birlikte yani İ.Ö. 188 yılı itibariyle medeniyete ve mimariye kavuştuğu anlaşılmaktadır. Ancak arazinin kötü olması nedeniyle belirli sabit bir geliri olmayan Olba tapınak devletinin taş mimariye bu dönem sonrası kavuşması, devletin genişleme politikası gibi bir amaç gütmemesi kendi içinde kapalı kalmasına neden olur. Olba tapınak devleti de Yunanlılaşma süreci içinde asimile olur ve Tarhunt tapınımının yerini Zeus’a bırakır. Bu sürecin zorla olmaması buranın mimari programa dahil olmasına bir nevi sebep olur. Olba tapınak devletinin territorium’u incelendiğinde Olba’nın kendine özgü işaretlerini takip etmemiz gerekir. Bu işaretler Kalykadnos ve Lamos nehirleri arasında görülmektedir. Özellikle savunma kulelerinde Olba işretlerine rastlanır. Bu işaretler Olba territorium’unun sınırlarını belirleyen ibarelerdir.

 

 Bu yapılanma yani tapınak devlet modeli adında bulunan devlet kavramını tamamıyla karşılaması için belirli kıstaslara uyması gerekir. Bir devletin olabilmesi için toprağı yöneten sistemli bir yapılanma içinde olması gerekir. Tapınak devletleri de topraklarını yöneten kralların bile saygı duyduğu baş rahiplere sahiptiler. Olba tapınak devleti için söylenebilen kendi paralarını basabilecek hakları bulunmaktaydı. Kendi kararlarını alma şansları vardı. Ancak bu gibi yapılanmaların Hellenistik dönemde ve Roma döneminin ilk başlarında ne kadar bağımsız oldukları tartışmalıdır.  

 

 

 

 

 

                        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

Antikçağ Kaynakları

 

Strabon                                                          Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (çev. A.Pekman), İstanbul 1993.

Aydınoğlu 2005                                 Aydınoğlu, Ü., “Kilikia’da Hellenistik Dönemde Kent Kuruluş Yöntemleri, Kentler ve Kurucuları” Tarih İçinde Mersin: Kolokyum ve Sergisi II, Mersin, 13-21.

Aydınoğlu 2004                                 Aydınoğlu, Ü., “Yerel İdare-Dış Baskı Tartışmaları Arasında Olba Territoriumu’ndaki Yerleşim Düzenlemesi ve Hellenistik Dünyadaki Yeri” Olba X, Mersin, 169-184.

Boysal 1952                                       Boysal, Y., “Korinth düzeninin en eski dini yapısı olan Silifke civarındaki Olba Zeus tapınağı hakkında” IV. Türk Tarih Kongresi 1948, Ankara.

Börker 1971                                      Börker, C., “Die Datierung des Zeus Tempels von Olba-Diocaesarea in Kilikien”, AA 86, 37 vd.

 

Durugönül 1995                                 Durugönül, S., “Olba: Polis mi Territorium mu?” Lykia II, 75-82.

 

Durugönül 1998                                 Durugönül, S., “Seleukosların Olba Territorium’undaki “Akkultration” Süreci Üzerine Düşünceler” Olba I. Mersin. 69-76.

Götter 2001                                       Götter, U., “Tempel und Grossmacht: Olba in Hellenistischer Zeit”, Kilikia: Mekanlar ve Yerel Güçler (M.Ö. 2. binyıl M.S. 4. yüzyıl) Uluslararası Yuvarlak Masa Toplantısı Bildirileri, İstanbul, 289-325

Herzfeld 1910                                    Herzfeld, E. , “Zeus Olbios Tempel”, AA Band XXIV 1909, 439-441, Bonn.

 

 

Hild-Hellenkemper 1990                  Hild, F. – Hellenkemper, H., “Kilikien und Isaurien”, Tabula Imperii Byzantini V, Vienna

 

 

Kreissig 1974

Olshaussen 1974

Trampedach

 

 



[1] Anadolu’da bulunan bazı tapınak devletlerinde binin üzerinde tapınak kölesinden bahsedilir. O yüzden bir dini ayin için bu sayının çok fazla olduğu düşünülebilir. Bu gibi görevlilerin devletin ekonomik ve siyasi güç çarkını döndürecek işlerde kullanılması gerekmektedir. O yüzden bu kadar fazla tapınak kölesinin sadece dini işlerde kullanılmadığı anlaşılabilir. Ancak bu işleri ne için yaptığı ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.

[2] Örneğin Olba/Diocaesarea’nın 4 km. batısında sivil yerleşimlerin  olduğu Olba kenti (Uğuralanı) bulunmaktadır. Bu kentin ilk yerleşimlerine dair düşünceler, Olba Tapınak devleti ile sıkı sıkıya bağlıdır. Olba’nın (Uğuralanı) ilk yerleşimi şu anki verilere göre İ.Ö. 188 yılından sonra uygulanan mimari program sonrasında olduğu söylenebilir. Olba akropolisindeki kulelere bakıldığında Olba/Diocaesarea kentini merkez alır. Bilindiği gibi kulelerin savunma yönü olduğu ve Olba akropolisinin üç yolun kesişme noktasında olması ayrıca Olba’nın (Uğuralanı) en erken yapılarının surlar ve kuleler olmasından dolayı Tapınak devleti merkezinin güvenliğini amaç edinmiş olduğu söylenebilir. Ancak bilindiği gibi bu dönem içinde Seleukosların egemenliği söz konusudur. O yüzden Seleukosların yaptığı bu savunma ağını sadece tapınak devletin merkezini kontrol altında tuttu düşüncesini söylemek doğru değildir. Eğer Seleukosların bu bölgede bir devlet çıkarı olmasaydı bu gibi zorlu coğrafyada bu kadar masraflı bir işe koyulmazlardı. Hellenizasyon süreci içinde Olba tapınak devleti içinde mutlaka Seleukoslu yöneticiler de bulunmaktaydı. O yüzden Olba tapınak devleti merkezini korumak demek kendi sınırlarını da kontrol altında tutmak demektir. Olba akropolisi bir nevi Olba/Diocaesarea’nın gözetleme kulesiydi. Ayrıca Silifke’den Olba/Diocaesarea’ya doğru çıkıldığında yol üzerinde pek fazla tarıma elverişli arazi bulunmamaktadır. Ancak Tapınak devletinin bulunduğu alan ve Olba akropolisinin etrafı diğer yerlere göre daha elverişli tarım arazisine sahiptir. Olba’da (Uğuralanı) Hem savunma hem de tarım arazilerinin bulunması tapınak devletine hizmet eden kişilerin varlığını Hellenistik dönem içinde tapınak kölelerinin burada bulunduğunu düşündürebilir.

[3] Trampedach

[4] Strabon 14, 5. 10.

[5] Durugönül 1995, 75

[6] Aydınoğlu 2005, 14

[7] Özellikle İ.Ö. 188’de imzalanan Apameia antlaşması sonucu Seleukoslar Sarpedon burnundan batıya gidememesi. Seleukosluların politikalarını belirlemesinde etkin bir rol oynar. O yüzden burada kalıcılığın olması için yerel halk ile iyi geçinilip kalıcılığı sağlayacak, bunlar dinin, dilin, kültürlerin yayılması gibi, politikalar üretilir.  Toroslara doğru giden Olba hanedanlığını yani Seleukosların buraya hakim olmasıyla arkasını güvence almak istemesi  nedeniyle bu gibi propaganda amaçlı kültür yayılımlarını programa sokarlar.

[8] Bu savunma sistemine genel olarak bakıldığında Olba Rahip krallığının merkez alınıp kurulduğu gözlenmektedir.

[9] Bu tapınağın yapımı Seleukosların yerel halkı memnun etmesi bakımından önemli bir yer tutmaktadır. (Olba halkının Seleukoslularla iyi geçindiğine dair bkz; Durugönül 1995, 77 ) Özellikle buradaki kalıcılığın sağlanması açısından önemli bir göstergedir. Ayrıca Yunan Pantheonunun bölgeye sokulması açısından da önemi büyüktür. Özellikle din ile bağların daha güçlü olacağı düşüncesi ile ortak bir tapınım sağlanmak istenmesi Hellenizasyon döneminin en ücra köşelere dahi ulaştığını bize göstermektedir.

[10] Hild-Hellenkemper 1990, 239.

[11] Boysal 1952, 236-241.

[12] Durugönül , IV. Antiochos dönemine bkz; Durugönül  1998, 69-76), Boysal, Erken Hellenistik çağa bkz; Boysal

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !