Hellenistik Dönemde Büyük İskender Sonrası Siyasal ve Sosyal Dur

ÖNSÖZ

 

“Hellenistik Dönemde Büyük İskender Sonrası Siyasal ve Sosyal Durum” adlı bu ödev yüksek lisans seminer ödevi olarak hazırlanmıştır. Bu çalışma hazırlanırken genellikle Türkçe kaynaklardan, özellikle de yüksek lisans derslerindeki notlardan yararlanılmıştır. Kaynak taraması yapılırken Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezindeki kütüphaneden yararlanılmış ve ARIT kütüphanesinden yabancı kaynaklara ulaşılmıştır.

 

 Hellenistik dönem kentleşme politikasının her aşaması Kilikia bölgesinde görüldüğü için uygulanan politikaları takip etmek bu sayede kolaylaşmış ve Anadolu’yu içine alarak genelleştirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

Büyük İskender’in ölümünden sonra geride kalan krallar zengin toprakları paylaşmak için mücadele içine girerler. İskender zamanındaki birlik beraberlik ortamı yerine, fethedilen topraklarda kargaşa ortamı meydana gelir. Belirli bir dönem sık sık el değiştiren yerlerde helenizasyon sürecini de takip edebiliriz.

 

Hellenistik dönemde var olan krallıklar yunan kültürünü somut bir şekilde yerleştikleri bölgelere yaymaya çalışırlar. Özellikle Kentleşme sürecinde kalıcılık sağlanmaya çalışılmış, Anadolu’da birçok yeni kentler kurulmuştur. Kurulan kentlerde yunan mimarisini çok iyi takip edebiliriz.

 

Bu çalışmada kentleşme etkileri incelenmiş ve bu sürecin en iyi takipçisi olan Kilikia bölgesindeki Hellenistik dönem tarihi irdelenmiştir. Kilikia bölgesindeki helenizasyon sürecini en iyi takip ettiğimiz bölge de Olba territorium’udur.

 

Olba territorium’u içindeki tapınak devlet, taş mimariye Hellenistik dönemde geçmiş ve yunan tarzı yapılara bu dönemde kavuşmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm I

Hellenistik Dönemde Büyük İskender Sonrası Siyasal Durum

 

I.1. İskender’in Ölümü Sonrası Yaşanılan Siyasi Gelişmeler

I.2. Apameia Barışından Sonra Küçük Asya’nın Durumu

I.3. Roma’ya Karşı Küçük Asya’da Hellenistik Dönem İçinde Gerçekleşen      İsyanlar 

I.3. i. Korsanlık Sorunu

I.3. ii. Mithridates Savaşları

 

Bölüm II

Hellenistik Dönemde Kentleşme

 

II.1. Hellenistik Dönemde Kent Kuruluş Yöntemleri

II.2. Hellenistik Dönemde Etkin Olan Krallar ve Kentlerin Kuruluş Amaçları

 

Bölüm III

Hellenistik Dönem’in Kentleşme Açısından Kilikia’ya Etkileri ve Hellenistik Dönemde Olba Territorium’u

 

III.1. Ptolemaios Krallığının Kilikia’da Kurduğu Yerleşimler ve Ptolemaioslar için Dağlık Kilikia’nın Önemi

III.2. Seleukosların Kilikia’daki Kentleşme Faaliyetleri

III.2. i. Kilikia Mimarisinde Seleukos Etkisi

III.3. Hellenistik Dönem İçinde Anadolu’daki Tapınak Devletlerinin Genel Özellikleri

III.4. Olba Tapınak Devleti

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm I

Hellenistik Dönemde Büyük İskender Sonrası Siyasal Durum

 

I.1. İskender’in Ölümü Sonrası Yaşanılan Siyasi Gelişmeler

İskender’in İ.Ö. 323’te Babylon’da ölümünden sonra, imparatorluğun başına kimin geçeceği sorun olur. Çünkü İskender tahta varis bırakmaz. Bu sebepten dolayı taht kavgaları başlar. İskender’e en yakın olan komutanlar, yönetimi ele almak için birbirleriye mücadele etmeye başlar. Çok geçmeden İskender’in ardılları, imparatorluğun yönetim biçimini ya da komuta kademesini belirlemek için, Babylon’da bir devlet konseyi oluştururlar.

 

İskender’in karısı Roksane’nin doğacak bebeği tahtın varisi olarak belirlenir. Varis büyüyünceye kadar devlet konseyi, imparatorluk topraklarının yönetimini komutanlar arasında bölüştürür. Böylelikle, imparatorluk ordusu ve Asya’nın yönetimi Perdikkas’a verilir. En büyük güç Perdikkas’ın elinde olur. Krateros ve Antipatros. Makedonya ve Yunanistan’ı; Antigonos Monophthalmos, Phrygria, Lykia, Pamphylia’yı; Leonnatos, Hellespontos Phrygiası’nı, Thrakia’yı; Philotas, Kilikia’yı; Laomedon, Syria’yı; Eumenes, Kappadokia ve Paphlagonia’yı; Ptolemaios Mısır’ı alır. Seleukos ise şimdilik bu paylaşımın dışında kalır. Kendisine Perdikkas’ın ordusunun, Süvari Birliği’nin komutası verilir.

 

Ancak bu birlik çok uzun sürmez. İskender’in mezar yeri yüzünden Perdikkas ve Ptolemaios arasında ilk anlaşmazlıklar ortaya çıkar. Aralarındaki husumet birkaç olay sonrası zirveye çıkar ve Perdikkas İ.Ö. 321’de Mısır’a girer. Ancak Nil nehrini geçmek üzereyken aralarında Seleukos’un da bulunduğu subayları tarafından öldürülür. Bu olaydan sonra aynı yıl Syria’da devlet konseyi toplanır. Alınan kararla, Antipatros imparator vekili, Antigonos Asya’daki büyük ordunun komutanı, Seleukos, Babylonia yöneticisi olur, Ptolemaios ise Mısır ve Kyrenaika’yı alır.

 

Ancak imparator vekili Antipatros İ.Ö. 319’da ölünce, ortalık yine karışır. Diğer Diadokhlar, en güçlü kişi durumuna gelen Antigonos’a karşı bir koalisyon oluşturur. Antiogonos’un oğlu Demetrios ile Ptolemaios Gaza’da İ.Ö. 312’de  karşı karşıya gelir, Demetrios yenilir ve kaçar. Daha sonra İ.Ö. 311’de barış antlaşması yapılır. Seleukos dışında gerçekleşen antlaşmaya göre, Antigonos Asya’nın yine en büyük komutanı olur. Kassandros da krallığa vekalet eder. Lysimakhos Trakhia’da, Ptolemaios Mısır’da egemen olur. Seleukos antlaşma dışında kalmasına rağmen Syria, Fenike ve Karia’yı alır. Aynı yıl yani İ.Ö. 311’de Kassandros, İskender’in karısını ve varis olan oğlunu öldürtür. Ancak bu politika İskender’in generalleri için yeni iç karışıklar demektir.

 

Ptolemaios, Batı Anadalu kentlerini Antiogonos’dan kurtarmak için bölgeye ordu gönderir. Antiogonos’un oğlu Demetrios bu ordu ile savaşır. Fakat sonunda antlaşma yapılıp savaşa son verilir. Daha sonra Antiogonos, Kassandros’a savaş açar. Kassandros,  Demetrios’un başarılı mücadelesi sonucunda, Atina, Megara, Khalkis’i boşaltmak zorunda kalır.

Demetiros, İ.Ö. 306’da Kıbrıs’a gider. Adanın yönetimi Ptolemaios’un kardeşi Menelaos’un elindedir. Demetrios, hem menelaos hem de Ptolemaios’u  yener. Böylelikle stratejik açıdan büyük öneme sahip Kıbrıs’ı egemenliği altına alır. Demetrios İ.Ö. 305’te Ptolemaios’un müttefiki olan Rhodos’a sefer yapar. Bir yıl süren kuşatma sonunda adayı alamaz.

 

Aynı yıl Demetrios Yunanistan’ı ele geçirir. Böylelikle batıda büyük bir güç haline gelir. Bunu gören diğer generaller, Antigonos’a karşı koalisyon oluşturur. Lysimakhos’un Hellespontos’tan Anadolu’ya geçtiği haberini alan Demetrios, Anadolu’ya girer. Seleukoslar da Hindistan seferinden aldıkları fillerle birlikte Kappadokia’ya gelir ve kışı orda geçirir. Lysimakhos ve Seleukos orduları birleşir, Phrygia’da ise Antigonos ve oğlunun orduları birleşir. Antigonos Ipsos’da yapılan savaş sonucunda yenilir[1].

 

Sonuçta Antigonos’un toprakları paylaşılır. Lysimakhos, Toros dağlarına dek Anadolu’nun büyük bir kısmını alır. Seleukos’un payına doğu ülkeleri ve Yukarı Syria düşer. Ptolemaios, Aşağı Suriye ve Filistin’i alır. Bu paylaşım Kilikia bölgesi için önemlidir. Çünkü Ptolemaios bu payına karşı çıkar. Uzun yıllar sürecek Ptolemaios ile Seleukos arasındaki mücadelenin kökeni bu paylaşım olur. Ayrıca Bu gerginlik I. Syria savaşı ile patlak verir. 

 

Anadolu’nun bazı kentleri İ.Ö. 281 yılında Seleukos’u Lysimakhos’un kötü yönetimine karşı yardıma çağırırlar. Kentlerin maddi manevi desteğini alan Seleukos, Kurupedion’da yapılan savaşta, Lysimakhos’u yener ve öldürür. Böylelikle Seleukos büyük bir güç haline gelir.

 

Seleukos’un İ.Ö. 280’de  ölmesiyle, İskender’in üniter devlet politikası tamamen ortadan kalkar. Paylaşılan topraklarda şu krallıklar kalır.

 

Mısır’da, Ptolemaislar, I. Ptolemaios Soter’in yönetiminde

Ön Asya’da Seleukoslar, I. Antiokhos Soter’in yönetiminde

Makedonya’da Antigonoslar, I. Antigonos Gonatas’ın yönetiminde

Bu sefer Kelt akınları başlar. Keltlere karşı koymaya çalışan Ptolemaios Keraunos İ.Ö. 279’da ölür. Keltlerle (Galatlar) birkaç mücadeleden sonra yine de Keltler Orta Anadolu’da yerleşirler.

 

İ.Ö. 278 / 75 yılları arasında Ptolemaislar Seleukos hakimiyetinde bulunan Lykia topraklarına girer ve İ.Ö. tarihlerinde ise Kilikia topraklarına asker çıkartır.

 

İ.Ö. 3. yüzyılın ikinci çeyreğine girildiğinde Kilikia’da bulunan Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasındaki sınır tam olarak bilinmez. Ptolemaiosların Kilikia Tracheia’nın orta kesiminde kurduğu koloniler sayesinde Ptolemaiosların buradaki varlığı söylenebilir[2]. Ayrıca bu bölgedeki Ptolemaiosluların varlığı konusundaki bir başka kanıtsa Kelenderis ve Meyadancıkkale gibi önemli kentlerde bulunan Ptolemaios sikkeleridir[3]. Ancak yine de bu iki devletin sürdürdüğü yayılım hakkında pek fazla bilgi bulunmaz. Bu belirsizli II. Suriye savaşına (İ.Ö. 253) kadar sürer. Bu savaşın sonucunda, Seleukosların sınırları Kilikia’ya ve Pamphylia’ya kadar uzanır. Ancak bu ço uzun sürmez. Ptolemaioslar III. Suriye savaşının (İ.Ö. 241) Seleukosları büyük bir yenilgiye uğratır. Böylelikle Çanakkale’den İskenduru’a kadar uzanan kıyı şeridinin sahibi olurlar. Bu savaş sırasında Ptolemaislar Soli’ye asker çıkarak bir nevi Seleukosların irtibatını Anadolu sahillerinden keser. Genel olarak bakıldığında İ.Ö 3. yüzyılın büyük bir kısmında Olba kıyılarının hakimi Ptolomaioslardır. Bu kadar zaman bu bölgede kalmış Ptolemaisların yerel yönetimle olan ilişkisi kesin ve net ve net bilinmez. Ancak Korykion Antron’daki rahipler listesinde Yunan ağırlıklı isimlerin bulunması ve İ.Ö. 241 sonrası dönemde güçlü bir şekilde yerleşmeleriyle bağlantılıdır[4].

 

Anadolu’da Seleukos egemenliğinin başlamasıyla Anadolu’da bazı krallıklar kurulur Pergamon, Bithynia, Pontos, Kapadokia, Armenia gibi.Bu krallıklar İ.Ö. 280 yılından sonra ortaya çıkar.

 

İ.Ö. 190 yılında Seleukos kralı III. Antiokhos’un Magnesia (Manisa) savaşında  Romalılara yenilmesi sonucu İ.Ö. 188’de Apameia barış antlaşması imzalanır. Seleukos toprakları, Roma müttefiki Rhodos ve Pergamon ile paylaştırılır. Böylelikle Seleukoslar eski güçlerine kavuşamazlar. Bazı maddelerde Olba ile Seleukos devletinin arasındaki ilişkinin bir göstergesidir. Antlaşmaya göre Seleukosların Anadolu’da olan topraklarına sınır konmakta, Torosların ardında kalan kısma kadar çekilmeleri istenmektedir. Tanımlanan bölge Olba bölgesidir. Ayrıca denizden Sarpedon burnundan batıya geçme yasağı konulur, Sarbedon da Olba’nın batı sınırıdır[5].

 

 I.2. Apameia Barışından Sonra Küçük Asya’nın Durumu

 

Apameia barışından sonra Küçük Asya’nın batısı ve Ege dünyasıyla bütün ilişkileri kesilen Seleukoslar, yaklaşık bir yüzyıl egemen oldukları Küçük Asya’yı terk ederler[6]. Bu duruma göre Seleukoslular’a Roma senatosu kararı gereğiyle Kalykadnos ırmağı doğusundaki Kilikia bölgesi kalır. Ayrıca Seleukos gemilerini bazı koşullar hariç Sarpedon burnundan batıya geçiremeyecektir[7].

 

Ayrıca Manlius’un seferi sırasında Roma’nın dostluğunu satın alan ve Roma ittifak sistemine giren Pergamon ve Rhodos’a, Küçük Asya’daki Seleukos toprakları paylaştırılır[8]. Bu topraklarda özgürlüğünü koruyan devletler de, Pergamon ve Rhodos’a vergi verirler[9].

 

Anadolu’daki krallıklar arasında çıkar amaçlı bir tür ittifaklar oluşmaya başlar. Ancak bir dönüm noktası olarak İ.Ö. 171-168 yılları arasında yapılan Makedonia ile Roma savaşı, Roma’nın Makedonia’yı etkisiz hale getirmesinden sonra Roma’nın doğu politikası değişir. Artık Roma Küçük Asya’yı kontrolü altında tutmak için Pergamon ve Rhodos’a ihtiyacı kalmaz. Bu yüzden bu güçleri zayıflatmak için çareler aramaya başlar. Rhodos’un işgali altında bulunan Lykialılar, başlangıçtan beri Rhodos yönetiminden yakınmaktaydılar[10]. Lykialılar bir çok kez Roma senatosuna şikayetlerini bildirmek için elçiler gönderirler.

 

Artık bir bahane arayan Roma son Makedonia savaşında Rhodos’un kuşkulu tutumunu bahane eder. Böylelikle Roma İ.Ö. 167’de Karia ve Lykia kentlerindeki Rhodos yönetimine son verir[11]. Bu da korsanlık faaliyetlerinin önünün açıldığını gösterir[12].

 

Roma aynı tutumunu Pergamonlular için de gösterir. Pergamonlulara  karşı Galatlıları kışkırtır. Roma bununla da kalmaz yardım için İtalya’ya giden Eumenes’i Brundisium limanından içeri sokmaz. Ancak böyle bir tavra rağmen Eumenes, Galatlılardan Küçük Asia’yı korur. Roma, bu mücadelenin hemen arkasından Roma’nın sınırlarından çıkmama koşulu ile Galatlara özgürlüklerini verir. Bu davranış Roma’nın Küçük Asya’da izleyeceği siyasetin belirlenmesi açısından önemlidir. Roma’nın bu siyaseti kısaca özetlenirse; eş güdümlü bir devletin Anadolu’nun ortasında bulunması ve herhangi bir acil müdahalenin olması durumunda Galatlıların Roma ittifakı ile yönlendirilmesidir[13].

 

Buna rağmen II. Eumenes İ..Ö 188 yılında kendisine verilen toprakların bütünlüğünü bir bakıma korur. Hatta doğuda kendisine bir müttefik bulmak amacıyla Seleukos kralı IV. Antiokhos’un tahta çıkmasına yardım eder ve Galat seferi sırasında kendisine karşı tutum alan kentleri de cezalandırır. Bu da gösterir ki Pergamon’un gücü hala devam etmektedir[14].

 

Roma, Pergamon’un güçlenmesini istemiyor, o yüzden de bir takım planlar yapıyordur. Çünkü Anadolu’da güçlü bir devletin varlığı, tıpkı günümüzdeki başka devletlerin yaptığı gibi, emperyalist Roma’nın Doğu politikası içinde yer almıyordu. Rahatlıkla siyasetini gerçekleştirebileceği müttefik ve zayıf devletlerin varlığı yayılımcı Roma için daha avantajlıdır. Hatta Roma öyle planlar yapar ki, Roma-Pergamon ilişkilerini düzenlemek için Eumenes’in Roma’ya gönderdiği kardeşi Attalos’a, Eumenes’e karşı ayaklanması önerilir tıpkı Anadolu’da oluşan şu anki ortam gibi. Bütün bunlar Roma’nın doğu üzerindeki düşünceleri adına önemlidir[15].

 

II. Eumenes 38 yıl tahtta kaldıktan sonra İ.Ö. 159 yılında ölür. Yerine İ.Ö. 159-138 yılları arasında kardeşi II. Attalos geçer.

 

II. Attalos Kappadokia ile iyi geçinir, sınırlarını Pamphylia’ya kadar uzatır. Burada bugünkü ismi Antalya olan Attaleia kentini kurar. Kralın tahta geçtiği ilk yıllarda ise Bithynia ile savaşır. Bithynia Pergamon’un topraklarına saldırarak bazı kutsal alanlarını tahrip eder. Ancak bu savaşta çıkarlarını düşünen Anadolu’daki devletler Pergamon’un yanında yer alır. Roma denetçileri Anadolu’ya geldiğinde Pergamon’un haklı olduğunu görür ve Bithynia’nın cezalandırılmasına karar verir. Ancak bu karar Roma’nın Anadolu’da saldırgan bir devleti istememesi nedeniyledir[16].

 

Perseus’un oğlu olduğunu iddia eden Andriskos İ.Ö. 149 yılında Makedonia’da birliği sağlama çalışması üzerine, Roma buraya ordularını gönderir ve kısa zamanda duruma hakim olur. Böylelikle Makedonia eyaleti kurulur. Bu eyalete İ.Ö. 146 yılında bütün Yunanistan bağlanır. Bundan böyle bütün Yunan kentleri özgürlüklerini kaybeder ve Roma’ya vergi vermek zorunda kalırlar[17].

 

Pergamon kralı 138 yılında ölümü ile yerine III. Attalos kral olur. Onun dönemi hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak İ.Ö. 133 yılında ölürken bir vasiyetname ile Pergamon krallığı ve hazinesi Roma’ya bırakıldığı bilinir[18].

 

Böylelikle Roma’nın istedikleri olur. İ.Ö. 133 yılında resmen Roma, Asya eyaletini (Provincia Asia) kurmuş olur. Eyaletin toprakları Mysia, Lydia, Karia ve Frigya’yı kapsamaktadır. Roma Senatos’u Bergama Krallığının yoksul ve yönetimi güç doğu kesimini eyalete dahil etmez. Onları son savaşta kendisine yardım eden yandaşları arasında paylaştırır. Buna göre; Büyük Frigya, Pontos Kralı V. Mithradetes’e , Kilikia, Kastabala, Kybistra, Derbe, Lykonia belki de Pisidia ve Pamphylia Roma’nın yanında yer alıp  savaşta ölen V. Ariarathes’in oğullarına verilir.[19]

 

I.3. Roma’ya Karşı Küçük Asya’da Hellenistik Dönem İçinde Gerçekleşen İsyanlar 

I.3. i. Korsanlık Sorunu

 

İ.Ö. 188 yılındaki Apameia antlaşmasının hükümleri gereğince Seleukosların on iki savaş teknesi dışında bütün donanması Romalılar tarafından alınır ve Sarpedon’un batısına gitmemesine karar verilir[20]. Gemilerin alınması maddesinin işletilmesi Roma’nın uzun vadeli yayılımcı politikası[21] açısından bir hata olarak görülebilir. Zaten Roma bu antlaşmayla Küçük Asya’dan bir karış toprak bile almaz sadece maddi olanaklarından yararlanır[22]. Denizleri kontrol altında tutması için buralarda kontrolü sağlayacak bir kuvvetin bırakılması gereklidir. Roma’nın İ.Ö. I. II. yüzyıldaki denizlerdeki sıkıntılarını geçici çözümlerle atlatmaya çalışması Dağlık Kilikia bölgesinde güçlü bir otoritenin olmaması[23] ve bununla birlikte halkın refah seviyesinin gittikçe düşmesi yoksulluğun bir numaralı sorun haline gelmesi Korsanlık faaliyetlerinin git gide artmasına neden olur. Korsanlar Mısır ve Rhodos ticaret gemilerine saldırmaya başlarlar. Aslında Mısırlıların özellikle de Rhodosluların ilk başlarda örgütlenen korsanları yok edecek güçleri vardır. Ancak Roma’nın Rhodoslulara bıraktığı limanları geri alması bu devletin gelirlerini bil hayli düşürür. Bu belki de Korsanlık sorunun çözümü adına Roma’nın ikinci hatası olduğunu düşünmek hata olmaz. Zayıflamış Rhodos ve Sarpedon’dan batıya gidemeyen Seleukos durumu altında Korsanlık faaliyetleri gün geçtikçe etkisini arttırır. Bir düzene sahip olmayan bu bölgenin tarım ve ticaret açısından elverişli olmaması korsanlık faaliyetlerinin halk tarafında da desteklenmesine neden olur. Halk bu yolu zenginleşmenin bir yolu olarak görmesi durumu daha da güçlendirir. Korsanlık artık halkın yaşam biçimi haline gelir. Korsanlık artık manevi anlamda da kötü bir terim olarak görülmez hatta gurur duyulacak bir konuma yerleşir. Suriye ve Kilikia sahillerinin bir kısmına hakim olan Seleukoslular’a karşı İ.Ö. 145-145 yılları arasında Diototos adında biri (Tryphon olarak da anılmaktadır) ayaklanır. Hareket noktası olarak da Korakeison’u seçer. Hatta bir Ara Suriye sahillerini eline geçirir. Ancak Demetrios II. Nikator’un oğlu Antiokhos VI. Epiphanes tarafından kuşatılır ve intihara zorlanır. Bundan cesaret alan korsanlar Seleukoslular’a karşı çeşitli saldırılarda bulunurlar. Bununla birlikte Seleukoslular’a düşman olan Mısırlılar ve Kıbrıslılar korsanlarla işbirliği yapar. Hatta Romalılar bile bu durumdan rahatsızlık duymamaktadırlar[24]. Bu dönem içinde tutsak alışverişleri pazarların gözdesidir. O yüzden Korsanlar pazarlara tutsaklarını getirip satabiliyorlardır. Hatta on binlerce tutsağı bir günde alabilen aynı zamanda satabilen bir pazar oluşturulur. Delos ise bu işleri için önemli bir Pazar yeridir[25].

 

Roma o sıralar yakınlarındaki sorunlarla uğraşmaktan bu bölgelere yönelemiyordur. Bu dönem içinde Roma özellikle ordusunun düzeni ve savaş tekniği ile Akdeniz dünyasının  bir numaralı gücü haline gelir. Roma’nın Anadolu politikası, Hellenistik kralların güç dengesini koruyarak (status quo) Roma’nın Küçük Asya elçileri gibi davranması şeklindedir. Zaten krallıklar arasındaki kıskançlık başka bir krallığın Roma’yı tehdit edecek konuma gelmemesine yetiyordu[26].Parçala yönet politikası Roma siyasetinin Anadolu adına bir numaralı düşüncesidir. Bugünkü emperyalistlerin de insanları topraklarında birbirine düşürmesi, parçalara ayırıp kendilerine yandaş olanları ön plana çıkarması ve bu yandaşları devletin başına getirmesi  tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bir kez daha gösterir. Ama şu da tarihte yazar ki emperyalist Roma Rhodosla işi bittiği zaman Rhodos’un ekonomisini en altlara indirdiğini biliriz. O yüzden Emperyalist çıkarlar değişkendir. On yıllık bir politika  bir sonraki on yıllık politikanın tam tersi olabilir.

 

Asia eyaletinin İ.Ö. 133 yılında kurulması ile Roma sorunlarla yüz yüze gelir. Roma sonraları Kilikia civarındaki kabileleri ve kentleri denetlemek için Scipio Aemilianus’u ve daha başka kişileri bu bölgeye gönderir. Bu kişiler de korsanlık faaliyetlerinin yönetim yetersizliğinden olduğuna karar verir[27].

 

Bu yüzden Roma senatosunun ilk ciddi müdahalesi İ.Ö. 102 yılında Kilikia’ya gönderilen Praetor Marcus Antonius ile başlar[28]. Antonius kara savaşlarında korsanları yendikten sonra Kilikia’yı bir Roma eyaleti haline getirir[29]. Zaferleri nedeniyle Roma’ya döndüğünde zaferlerle karşılanır. Ancak bu sefer korsanlığı sonunu getirecek kapasitede değildir. Kontrol’ün sağlanması için kalıcı çözümler ve  bölge halkı için refah gereklidir. Bu seferden sonra korsanlık faaliyetleri devam eder ve Antonius’un kızını kaçırabilecek hadde gelir[30].

 

Bunun üzerine Romalılar bir kararname ile korsanları Roma’nın dost ve müttefiklerinin düşmanları ilan ederler. Bu yasayla İ.Ö. 101-99 yılında Roma halkına dostlarına korsanları yok edeceği sözü verilir. Bütün müttefiklere mektuplar yollanarak bir dizi önlem paketi bildirilir.

 

Bu yüzden Romalılar İ.Ö. 95 Yılında kanun gereği yeni bir girişimde bulunurlar. Yetenekli komutanlarından biri olan Sulla’yı[31] Kilikia’ya doğru yola çıktığı sırada Romalılar Armaneia kralı II. Tigranes’in Kappadokia’yı işgal ettiği haberini alır. Bu yüzden Sulla’ya yeni bir talimat gelir. Bu bölgeye müdahale eder. Bu bölgenin eski haline kavuşmasıyla Roma’ya döner[32].

 

Ancak Roma’nın korsanlık faaliyetlerinin önlenmesini ikinci plana itmesi ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur. Korsanlığı bastırmak yerine Hellenistik krallıklarla savaşmayı tercih etmesi, Roma’nın daha denizler ile ilgili bir tasarrufunun olmadığını düşündürebilir.

 

Bu sefer sonrasında İ.Ö. 91 yılında vatandaşlık meselesinden dolayı Roma’da çıkan iç savaş ve İ.Ö. 89 – 85 yılları arasında gerçekleşen I. Roma – Mithridates savaşı ile korsanlık sorunu tamamen unutulur. Pontus kralının desteği ile ortamı fırsat bilen korsanlar Doğu Akdeniz ticaretini baltalamaya, Ege sahil kentlerini, adaları yağmalamaya başlarlar.

 

Hatta bu boşluğu fırsat bilen Zeniketes adlı bir korsan, Doğu Lykia ve Pamphylia’nın önemli liman kentlerinin kontrolünü eline geçirerek kendisini Olympos’a kral ilan eder[33]. Bu zaman içinde korsanların etki alanı Gelidonia adalarının doğusundan başlıyor Ovalık Kilikia’ya kadar uzanıyordur[34]. 

 

Bu arada Sulla Roma’daki muhaliflerinden intikam almak için İtalya’ya gider. Küçük Asya’nın yönetimini de İ.Ö. 84’de komutanlarından Lucius Licinius Murena’ya bırakır[35].

 

Murena ilk iş olarak İ.Ö. 84 yılının yazında Küçük Aya sahillerinin korsan egemenliğinden kurtarmak için küçük bir filo oluşturur. Ancak korsanlar artık sadece yağmacılıkla ticaret gemilerine saldırmıyorlar ayrıca kalelere tahkimli merkezlere saldırabilecek kapasiteye geliyorlardır. Bunun üzerine Murena İ.Ö. 84 yılında Küçük Asya’nın Miletos gibi bazı kıyı kentlerine gemi inşa etmelerini emreder. Kısa sürede oluşturduğu küçük bir donanma ile Ege denizindeki korsanları geçici olarak uzaklaştırır. Murena yalnızca batı sahillerindeki korsanlara sınırlı bir harekat yapar[36]. 

 

Sulla İ.Ö. 85 yılındaki Dardanos antlaşmasına göre Kilikia eyaletinin sınırlarını Dağlık Kilikia’dan başlayarak Pamphylia ve Pisidia’yı içine alarak ayrıca kuzey yönünde de genişletir. Ancak korsanlık sorunu bir numaralı problem olarak devam etmektedir. Bu sorun nedeniyle Sulla İ.Ö. 80 yılında korsanları yok etmek için Gnaeus Cornelius Dolabella[37] ve onun lagatus pro quaestore’si Gaius Verres’i görevlendirir. Ancak bu şahıslar korsanları ortaya çıkarmak bahanesiyle bir çok kutsal tapınağı ve kenti soyarak, halkın nefretini kazanırlar. Bu yüzden halk korsanlığa daha fazla destek vermeye başlar. Bu dönemden itibaren korsanlığın halk arasında yayılması da hızlanır. Bunun sonucunda korsanların varlık seviyesinde yükselme gözlemlenir. Artık korsan gemileri usta denizcilerden oluşuyor hızlı tekneleriyle ciddi bir tehlike oluşturuyorlardır. Korsanların toplanma merkezleri de Dağlık Kilikia bölgesidir. Buranın seçilme nedeni ise gemi yapımı için kerestenin burada bulunması ayrıca limanların kalelerin burada yer almasıdır.[38].

 

Bu durumu önlemek amacıyla İ.Ö. 79 yılı consul’larından Puplius Servilius Vatia’yı Kilikia proconsul’luğuna atanır. Böylelikle İ.Ö. 78 yılının baharında güçlü bir donanmayla ve emrine verilen beş legio’yla Kilikia’ya gelir[39].

 

Bölgede görülen ortam halk tarafından desteklenen korsanlık şeklindedir. Hatta Pamphylia kentlerinden Side, korsan mallarının pazarlanmasına olanak sağlayan bir Pazar haline gelir[40]. Ayrıca bu kentte korsan gemileri bile üretilmektedir. Servelius ilk iş olarak Korsanları destekleyen onlarla işbirliği yapan Pamphylia kentlerini acımasızca cezalandırır[41]. Korsanların bazı teknelerini ele geçirir. Bu bölgeyi korsanlardan arındırmakla yetinmez, Onların ikamet ettikleri güçlü kentleri de yıkar. Daha sonrada denizde de korsanları mağlup eder. Ancak Romalılar artık korsanların karada kurdukları birliklerin yok edilmesi zorunluluğunu anlarlar. Böylelikle Servilius korsanların ana üssü olan Dağlık Kilikia sahillerindeki korsan kalelerini yıkar[42]. Daha sonra haydut yatağı olduğu bilinen Isauria bölgesinde bazı yerleşimlere doğru sefer yapar burada da başarılı olur[43]. Üst üste kazandığı seferler sonucunda Romalıların az sayıda asker bulundurdukları Kilikia eyaletini bütün Torosları kaplayacak şekilde genişletir. Ayrıca Roma’nın çıkarları doğrultusunda bir askeri üst kurar. Roma’nın bu bölgeden Küçük Asya’nın içlerine doğru yapacağı muhtemel bir sefer için askeri bir yol ve güvenlik ağı oluşturur. Böylelikle Kilikia’nın Roma adına bir önemi daha olur. Kilikia, Armenia ve Pontos’a yapılacak seferler için Roma tarafından bir toplanma merkezi haline gelir[44].

 

Servilius İ.Ö. 74’de Roma’ya döner. Servilius’un yaptığı seferler başarılı olsa da yine de kalıcılık sağlanamaz. Çünkü onun bölgeden ayrılması yine bir otorite boşluğu doğurur. Bunu gören Roma, Servilius’un yarım bıraktığı işi tamamlamak için İ.Ö. 75’de consul Lucius Octavius’u Kilikia’ya gönderir. Ancak geldikten kısa bir süre sonra bir çarpışmada ölür[45].

 

Bu yüzden korsanlık faaliyetleri Küçük Asya sahillerinde artarak devam eder. Hatta Roma’nın kendi sahilleri olmak üzere hemen hemen bütün doğu eyaletleri korsan tehditi altındadır. Bu bakımdan Akdeniz’in deniz ticareti zayıflar[46], Roma’nın bile erzak edinmesi güçleşir. Bu dönem içinde diğer bir sorun ise Küçük Asya’da gittikçe güçlenen Pontos krallığıdır. Olası bir istila nedeniyle Romalılar İ.Ö. 75/74’de sınırsız yetkilerle praetor Marcus Antonius’u hem korsanlık sorunu hem de Pontos yayılımcılığını önlemek için Krete adası üzerinden doğuya gönderirler. Ancak ada da Roma’ya karşı korsan yandaşıdır. Bu yüzden M. Antonius’un hem ada yakınlarında yaptığı deniz savaşında hem de kara muharebelerinde yeterli başarıya ulaşamaz. Korsan Lasthenes komutasındaki Kreteliler tarafından bozguna uğratılır. Daha sonra bu savaşlar neticesinde bir antlaşmaya varılır. Ancak bu sefer de başarıya ulaşamaz. korsanlık sorunu hiç olmadığı kadar son haddine ulaşır. Romalı generalleri yenecek güce sahip olurlar. Artık korsanlık organize bir siyasi güç haline gelir. Sistemli bir şekilde çalışıyorlar Akdeniz’i kontrol altında tutuyorlardır[47].

 

Artık Anadolu’nun güney ve batı sahilleri dışında korsanların umursamazca Roma sahillerinde de faaliyetlerini sürdürdüğü görülür. Brundisium ve Ostia limanları yağmalanır. Artık tehlike Roma’nın burnunun ucunu kadar gelir. Bu aynı zamanda Roma için onur kırıcıdır. İnsanları kaçırılan ve köleleştirilen bir devletin halkın üzerinde bir otorite kurması olanaksızdır. O yüzden İ.Ö. 67 yılının ilk aylarında halk tribunus’u A

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !